BRÜKSEL'DE BİR HAFTASONU

Yazının başlığı Brüksel’de bir hafta sonu çünkü Brüksel’e 3 günün eğer düzgün bir planlama yapılırsa baya baya yeterli olacağını düşünüyorum.

Hadi bakalım neler varmış bu şehirde!



Brüksel Pahalı mı?

Evet. Brüksel pahalı bir şehir. Aslında refah düzeyi yüksek olan bir ülke olarak Belkçika ucuz bir ülke değil. Özellikle Euro’nun alıp başını gittiği bu zamanlarda seyahat için ekonomik bir ülke olmayabilir. Ancak yine de gözünüz korkmasın. Çok minik bir bütçeyle 4 gün geçirdim. Ve ne aç ne susuz kaldım. Detaylara değineceğim.

Brussels Card:

Küçük bütçeyle büyük işler başarmanıza faydası olacak olan kart bu! Nasıl bir gezi hayal ediyorsanız ona göre seçebileceğiniz birkaç opsiyonu var. Ayrıca şehirde genelde toplu taşımaya ihtiyacınız olmayacaktır ama her şeyi görmeliyim gitmişken diyorsanız öncelikle iyi bir planlama yapıp uzak noktalara gitmek için toplu taşımaya ihtiyaç duyacağınızı hatırlatıp sonra da buna uygun olan kartı seçmeniz gerektiğini belirtmem gerek. Ama eğer ben hep old town çevresinde takılacağım ve amacım eğlence diyorsanız belki o kadar da ihtiyaç duymayabilirsiniz. Öncelikle kartın toplu taşıma dışında müzelerde indirim sağladığından da bahsedeyim. Çünkü müze gezmek istiyorsanız o kadar çok müze var ki böyle bir kart olmadan çok pahalıya gelebilir. Hop on hop off’dan yararlanmak için de karta normal fiyatının biraz daha üstünde bir ücret ödemeniz gerekiyor ya da hop on hop off’a çok daha yüksek bir ücret ödemeniz gerekiyor. Kartın 3 versiyonu var:

24 saatlik, 48 saatlik ve 72 saatlik

Kartı İnternetten satın almak mümkün ancak kartı satın aldıktan sonra kartı satın aldığınızı belgeleyen mailin bir çıktısını almanız gerekiyor. Daha sonra kartı tourist info’dan, müzelerden ya da tren istasyonundan temin edebilirsiniz.

Kartın fiyatlarını (değişebileceği için ben yazmıyorum) öğrenmek ve satın almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Brüksel’de Ulaşım:

Ulaşım için her zaman söylediğim en iyi tek yol yürümektir biliyorsunuz ki. Ben yine yürüyün diyeceğim ama bir çok yere kolaylıkla ulaşmanızı sağlayacak metro ve otobüs ağı mevcut. Ulaşım son derece rahat. Ancak eğer Brussels Card almadıysanız baya pahalı. Brussels Card bu yüzden hayat kurtarıcı olabilir.

Konaklama:

Şehirde farklı konaklama opsiyonları mevcut. Dilerseniz Sweet Inn’den dilerseniz Airbnb’den dilerseniz dünyaca ünlü büyük otel zincirlerinden dilerseniz yerel bir otelden konaklama satın alabilirsiniz. Farklı bütçelere uygun farklı opsiyonlar var. Ben ne yaptım? Couchsurfing ile konakladım ve konaklamaya para vermedim. Şehir merkezinden biraz uzaktaydı kaldığım ev ancak metro ile Grand Place’e (şehrin en turistik noktası, bahsedeceğim) gitmek 10 dk sürüyordu. Yine olsa yine yaparım son derece konforlu, temiz ve kesinlikle güvenilir bir konaklamaydı.

Ne Yenir? Ne İçilir? Nerede Oturulur?

Aslında bu kısmın özeti waffle ye bira iç olacak ama hadi detaylara bakalım! 🙂

Ne Yenir?

Waffle! Bol bol, hep, sürekli Waffle! Zaten gezerken gözleriniz waffle görmekten burnunuz waffle kokusu almaktan yanacak. Hepsini yemek istiyorum diye ağlayacaksınız. Fakat bu waffle bizim bildiğimiz waffle değil deme ihtimaliniz yüksek. Waffle’ın ana vatanında wafflerını küçümsemeyin ve sadece yiyin. Kesinlikle efsane lezzetli. Ve oturduğunuz her cafede waffle bulmak mümkün olacak ama en iyi nerede yenilir, birkaç alternatifli önerim var:

İlki; Dandoy. Kesinlikle ve kesinlikle Efsane! İkinci olarak en popüleri Waffle Factory, ama Dandoy daha lezzetli. Beni evinde ağırlayan arkadaşın önerisi de Dandoy’du. Ben de öyle buldum, siz de beni dinleyin. Onun dışında dükkanın önüne çeşit çeşit waffleları sıralamış olan 3 adımda bir karşınıza çıkan çok daha ekonomik olan wafflecılar var. 7/24 waffle yemek istiyorsanız benim gibi Dandoy ya da Waffle Factory pahalı olacaktır. Oraları denedikten sonra bu minik dükkanları da deneyebilirsiniz. Hem daha çok çeşitte waffle yemiş olursunuz. Benden söylemesi.




Çikolata! Evet ikinci sırada çikolata yer alıyor. Belçika’dan bahsedip çikolatadan bahsetmezsek olmaz. Oraya kadar gidip sakın burada da yiyebileceğiniz Godiva’dan yemeğin çikolatalarınızı. Bir çok çikolatacı var ve bir çoğunda içeride çikolata ikram ediyorlar alışveriş yapmanız için. Bundan yararlanmayı unutmayın; girin, tadın, öyle alın. Ama tabii girin tadın diyor olmamın asıl sebebi çikolata baya pahalı. Yani ucuz hediyelik paketler var. Onlardan alın mesela tamam ama oraya kadar gitmişken ekstra güzel havalı şeyler yemeden de dönmeyin shahahah. Ben çok çikolata çılgını bir insan değilim ama Grand Place’de her sokakta birkaç çikolatacı görmek mümkün tadarak bulun.

Patates Kızartması, kutsal yiyecek olarak da görebiliriz galiba bunu. Önünde dev kuyrukların olduğu ne satıyorlar ya burada diye düşünebileceğiniz patatesciler göreceksiniz. O önünde 1 km kuyruk olan patatesciler pahalı. Evet güzeller ama patates kızartması zaten ne kadar kötü olabilir. Hepsi yapabiliyor işte. O yüzden daha az turist olan ve fiyatları son derece uygun olan ve patatesleri de gayet ama gayet lezzetli olan bir öneride bulunacağım ben: Manneken Frites. Manneken Piss’e yakın olduğunu ekstra belirtmeme gerek yoktur sanırım. Yani bir de ortalık bir yerde. 🙂

Gelelim Midye‘ye… Ben bu konuya hiç değinmek bile istemiyorum. Normalde midyeye bayılırım. Ama Brüksel’de yemedim. Çünkü envaiçeşit sosla midye satıyorlar ve hiç ucuz da değil. Aslında pahalı da değil çünkü çok büyük porsiyonlar ama ben sevmeme ihtimalimi düşünerek riske girmedim. Denemek isteyenlerin aklında bulunsun.

Ne İçilir?

Bira, bira, bira, bira, bira, bira… Daha çok bira. Belçika biraz bira cenneti gibi bir ülke. Çeşit çeşit biraları var. Bira tadımı yapmak isteyebilirsiniz diye düşünüyorum o yüzden. Gezerken bira tadımı yapabileceğiniz bir sürü yer görürsünüz zaten ama ben başka bir özelliği ile ön plana çıkmış bir mekandan bahsetmek istiyorum. Delirium. Bu mekanın özelliği şu, o kadar çok bira çeşiti var ki Guiness Rekorlar Kitabına girmişler. İnanılmaz popüler bir yer zaten.

Nerede Oturulur?

Aslında buraya yazacağım özel, güzel bir mekan bulamadım. Genelde yazılarımda bu bölümü dinlenmek ve notlar almak için oturduğum cafeleri, kahvecileri övmek için kullanırım ancak bu sefer öyle bir mekan yoktu. Hatta internete ihtiyacım olduğu için genelde bunun için Starbucks’ta oturdum. O yüzden övecek bir şeyim yok ancak Hard Rock Cafe tutkunlarını mutlu edecek bir bilgi vereyim: Her şehrin en turistik noktasında olmayı başaran Hard Rock Cafe Brüksel’de de şehrin en ortasında Grand Place’de yer alıyor. 🙂

Gezilip Görülmesi Gereken Yerler:

Grand Place: Sanırım burayla başlamazsam olmazdı. Şehrin en turistik noktası. Ve aslında bir turist olarak sizin pusulanız olacak olan yer. Çok büyük ve ihtişamlı bir meydan. Meydanda Hotel de Ville (belediye binası) ve Maison du Roi Binasında yer alan Brüksel Kent Müzesi de bulunuyor. Bunun dışında yukarıda bahsettiğim birçok şey bu meydan çevresinde yer almakta. Grand Place çevresinde birçok müze bulunmakta, aslında aşağıda bahsedeceğim birçok yer de yine bu meydan çevresinde yer almakta. Belgian Brewery Museum (Bira Müzesi), Museum Of Original Figures (çizgi film kahramanlarının figürleri sergileniyor), Musee Du Costume et de la Dentelle (kısaca kostüm ve dantel müzesi) umarım doğru yazmışımdır ve Brussels Comic Book Museum bu meydana yakın birkaç müze içerisinde.




Manneken Pis: Grand Place’in çevresinden anlatmaya devam ediyorum. Bu arkadaş da minicik bir heykel. Minicik derken cidden minik. İşiyor kendisi aslında. Brüksel’de işeyen bir şey heykeli görmek istiyorsanız çok şanslısınız. Diğerlerini de söyleyeceğim ancak en ünlüsü bu. En ikonik yapıtlardan birisi. Neyse bu küçük arkadaşın tonla kostümü var bir de kendisine özel dikilen ama benim orada olduğum süre boyunca hep çıplaktı.

Jeanneke Pis: Bu da işeyen başka bir arkadaşın heykeli. Yine Grand Place çevresinde.

Zinneke Pis: Bir başka işeme objesi. Bu sefer işeyen bir köpek. Grand Place’in 3 yanını sarmış olan heykellerden diğeri.

Galeries Royales St. Hubert: Grand Place’den buraya gitmek için çıktık. Şimdi bu yolda ilerleyerek birkaç yer gezeceğiz. Bunları belli bir düzenle yazacağım ki gezerken size de kolaylık sağlasın. Neyse gelelim konuya: Burası camdan bir tavanı olan pasaj. İçeride bol bol çikolatacı var ancak biraz pahalı. Hoş mimarisinden dolayı turistlerin ilgi odağı. Ancak çok da abartmayalım. Bizim Avrupa Pasajı’mızın da camdan tavanı var, çok da şeker.




Cathedral des Sts. Michel et Gudule: Pasajdan çıktık biraz yürüdükten sonra karşımızda büyük gösterişli gotik bir katedral göreceğiz. İşte orası burası. Burası hala kullanıma açık olan bir ibadethane.

Parc de Bruxelles (Warandepark): Katedralden çıkıp arkasında doğru dolaşıyoruz. Ve her Avrupa şehrinin göbeğinde olan o kocaman ve güzel parka rastlıyoruz. Kıskandık mı? Elbette! Bizde niye yok? Bilmiyoruz. Neyse biraz yürüdük, yorulduk burada biraz dinlendikten sonra girdiğimiz yönün tam karşısındaki kapıdan çıkacağız.




Place Royal: Ve karşımızda Kraliyet Sarayı! Çevresinde çeşitli müzelerin bulunduğu bir kompleks aslında burası. Kraliyet ailesi burada yaşamıyor. Ancak yine de kullanımda. Yaz aylarında ziyarete açılıyormuş. Ancak ben kış ortasına gittiğim için gezemedim tabii. Yine de çevresindeki müzeler her zaman açıklar. Sarayın çevresindeki ilginizi çekebilecek olan şeyler: Saint-Jacques-sur-Coudenberg Kilisesi, Musee des Instruments de Musique (müzik enstrümanları sergileniyor), Musees Royaux des Beaux Arts de Belgique (Belçika Kraliyeti Güzel Sanatlar Müzesi). Güzel Sanatlar Müzesi aslında bir kompleks yapı ve içinde farklı müzeleri barındırıyor. Müzede sergilenen eserler hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler için buraya müzenin linkini bırakıyorum. Ve bir günü böyle bitirmiş olursunuz diye tahmin ederek çok da birbiriyle alakalı yerlerde bulunmayan ama bir ihtimal ilginizi çekebilecek diğer turistik bölgeleri anlatmaya geçiyorum.

Parlimentarium: Avrupa’nın başkenti neresi diye sorsak eminim hepiniz düşünmeden Brüksel dersiniz. Avrupa Parlamentosunun müzesi burası. Parlamento binasında yer alıyor. Ne kadar ilginizi çeker bilmiyorum ama Avrupa Birliği nedir, neler yapmıştır ve neler yapmayı hedeflemektedir gibi sorulara cevap bulabileceğiniz bir yer.

Doğa Bilimleri Müzesi: Brüksel seyahatim boyunca en keyifli vakit geçirdiğim yer kesinlikle burasıydı. Yani waffle yediğim zamanlar hariç tabii. T-Rex bir arkadaş edindim kendime. Özellikle çocuklar için çok keyifli olabilecek bir müze. Keşke çocukken böyle bir müzeyi gezme şansım olmuş olsaydı diye düşünmeden edemedim. Tabii bizde niye bir doğa bilimleri müzesi yok diye düşünüp bunu da kıskandım ama sonra sorunun cevabını da buldum. Canımız ülkemizde bilim dediğimiz şeyin aslında olmadığını hatırladım ve doğal olarak müzesi de olamaz diye düşünmek çok uzun sürmedi. Asıl konuya geri dönersek bence hem çok bilgilendirici hem çok eğlenceli bir müze.




Cinquantenaire: İçinde Belçika’nın özgürlüğünün 50. yılına adanan bir zafer takı Autoword Araba Müzesi ve Askeri Müze barındıran yine kocaman olan bir şehir parkı. Müzelere girmedim ancak parka gittim. Doğal olarak o kocaman takı da gördüm. İşte fotoğrafı:




Horta Museum: Art Nouveau akımının öncülerinden, Belçikalı mimar Victor Horta’nın yaşadığı ve atölye olarak kullandığı evi. Bu ev UNESCO tarafından Dünya Mirasları listesine alınmış. Mimariye merakı olanların ilgisini çekebilecek bir müze.

Mini Europe: Miniatürk’ün Avrupa versiyonu. Avrupa şehirlerinin ikonik yapıtlarının minyatürlerinin sergilendiği müze. Gitmediğim için fikrim yok. Yanıltıcı bilgiler vermeyeyim.

Atomium: Demirden yapılmış, Brüksel’in ikonik sembollerinden biri haline gelmiş, dev atom heykeli. Bu heykelin şehirle pek bir alakası yok. Baya şehrin dışında ve ben gitmedim. Hem zamandan hem de paradan kaybetmek istemedim. Ama bu kadar ikonik bir şeyi görmek isteyenler olacaktır.

Not: Müzelerin bir çoğunun Pazartesi günleri kapalı olduğunu ve dükkanların bir çoğunun Pazar günü kapalı olduğunu belirteyim sonra kimse bana kızmasın. Brüksel seyahati planı yaparken Pazar ve Pazartesi günlerini dışarıda bırakmayı düşünebilirsiniz.

Daha detaylı bilgi ve farklı şehirler hakkında da bloglar okumak için buraya, Instagram'da beni takip etmek için buraya tıklayınız.

Yorumlar

Popüler Yayınlar