DANTE’YE İLHAM VEREN ŞEHİR: FLORANSA



Hakkında konuşmaya gelince tüm sözlerin anlamını yitirdiği şehir. O kadar güzel, o kadar huzurlu, o kadar daha bir sürü bir şey ki büyülenme etkisinden çok uzun bir süre çıkamayacağınız kesin. Eğer büyülenmiyor veya bu etkiden hemencicik çıkıyorsanız bu sizinle ilgili bir sorun olduğu anlamına geliyor, Floransa mükemmel!

Mükemmel şehrin var oluş sebeplerinden biri olan Medici Ailesine değinmeden Floransa anlatılmaz. Sanatın şehri Floransa’da birçok sanatçı eserlerini bu aile için icra etmiş. Floransa’nın yönetiminde yıllar boyunca söz sahibi olan bu aileye ait aslında göreceğiniz bir çok eser.

Öyle bir şehir düşünün ki Rönesans burada alevlensin. Michelengelo, Leonardo bu şehirde doğmuş olsun ve bu şehir Dante’ye ilham kaynağı olsun. Düşündüyseniz işte öyle bir şehir var: Floransa! İtalya’nın Toskana bölgesindeki küçük ama asla doyamayacağınız ve asla bitmeyecek bir şehir. Hadi neler neler varmış bir göz atalım.



Floransa’da İletişim:

Her yazının ilk başlangıcı gibi burası hakkında da iletişimden bahsetmezsem olmaz. İtalyan aksanlı çirkin İngilizce’yi bile sevdirir bu şehir insana. Aşırı turistik bir şehir olduğu için zaten hemen hemen herkes İngilizce biliyor ve herkes elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor. Rahat olun.

Firenze Card:

Firenze Card, Floransa’daki müzelere ücretsiz veya indirimli giriş hakkı sağlayan toplu taşıma kullanmanıza yarayan ve tüm  bunlar yetmezmiş gibi bir de İnternet erişimi sağlayan bir kart. İlk başta pahalı dursa da şehirde 60’tan fazla müze olduğunu göz önünde bulundurarak almanızı tavsiye ediyorum.

Floransa Pahalı mı?

Pahalılık kişiden kişiye değişen bir durum tabii ki ama kısıtlı bir bütçe ile 13 ülkelik bir seyahatte bana çok da pahalı gelmemişti. Elbette çok daha ucuz şehirler ve ülkeler var ancak yine de gayet makul fiyatlara konaklama, yeme içme gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Toplu taşımaya gerek duyulan bir şehir değil, ondan da bahsedeceğim.

Floransa’da Ulaşım:

Her yere ulaşmanızı sağlayan bir toplu taşıma ağı var, ancak asla kullanmayın her yere yürüyün! Mütemadiyen yürüyün! Hem zaten Floransa küçücük bir şehir. En uzak köşesine bile yürüseniz yürünür. Hem de o kadar büyüleyici ve her ara sokakta bir ‘şey’in olduğu bir şehir ki kafanız havada, ağzınız açık, daracık sokaklarda hipnotize olmuş bir şekilde gezmek varken hızlı ulaşıma hiç gerek yok.

Floransa’da Konaklama:

Nasıl bir konaklama tercih edeceğinize siz karar vereceksiniz elbette ama çok turistik bir şehirde elbette her bütçeye ve her zevke göre konaklama seçenekleri mevcut. Ben kendi deneyimimden yola çıkarak biraz da tekrar niçin toplu taşımaya ihtiyaç olmadığına değinerek açıklamaya çalışayım. Ben bir hostelde kaldım. Hem de seyahatim boyunca kaldığım hostellerin içinde en sevdiğim burada kaldığımdı. Fiyatı gayet uygundu, gecelik 10€ gibi bir ücret ödemiştim ve 8 kişilik, zeytinliğe bakan bir odada kalmıştım. Hostele giriş eski bir kilisenin bahçesindeydi ve bina da çok eskiydi. Mimari tasarımı daha çok bir okul ya da yatakhane mimarisi gibiydi. O atmosferi solumak da çok güzeldi. Ayrıca birçok genç gezgin insanın bahçede oturup sohbet ettiği hoş bir ortamı vardı. Ancak orada olduğum tarihlerde son derece hasta olduğum için maalesef ben eğlenceli sohbet kısmına çok da fazla dahil olamadım. Neyse lafı uzatmayayım, bu çok sevdiğim hostel şehir merkezinin uzağındaydı. Ancak yürüyerek Floransa Katedralinin olduğu meydana yaklaşık 15-20 dakika sürüyordu. Ve çok keyifli yollardan yürünerek merkeze gidilebildiği için ben yürümeyi tercih ettim. Her seferinde farklı sokaklardan yürüyordum. Çok da güzel oluyordu. Ancak otobüs, tren ve daha birkaç seçenek daha vardı merkeze gidebilmek için. Dediğim gibi ben tercih etmedim. Benim nerede, nasıl kaldığım olayını geçersek ben ucuz bir konaklama tercih etmiştim ama elbette içinde her şey dahil 5 yıldızlı otellerin olduğu konaklama opsiyonları da var. Dilerseniz tüm dünyada var olan otel zincirlerini de kullanabilirsiniz. Dilerseniz daha küçük ama bireysel odalarınızın olacağı otel opsiyonlarını da tercih edebilirsiniz. En başta da dediğim gibi her bütçeye ve zevke uygun konaklama seçenekleri mevcut.

Ne Yenilir, Ne İçilir, Nerede Oturulur?

İtalya’ya gidip de sakın aperatif şeylerle öğünlerinizi geçiştirmeyin! Bütçesi küçük olanlar için de geçerli bu kısım. Çünkü çok küçük ücretlerle çok dev lezzetler tadabilirsiniz. Aklınızda bulunsun.

Ne Yenilir?

Aslında İtalyan mutfağı deyince herkesin aklına bir şeyler geliyordur. Ama yine de ben birkaç seçenek söyleyeyim. Envaiçeşit pizza, hepsi birbirinden güzel olacaktır zaten. Benim gibi makarnayı çok seviyorsanız İtalya bu konuda tam bir cennet. Ev yapımı olanları denemenizi tavsiye ederim. Envaiçeşit makarna mesela oraya kadar gitmişken bence Türk damak tadına çok uygun olduğu için herkes tarafından sevilen Penne Arabiatta‘yı deneyebilirsiniz. Ayrıca Lazanya yemeden de dönmeyin! Bolonez sosla mükemmel lazanya yapıyorlar. Tatlıya geçmeden önce daha azımızın bildiği bir başka önerim Fiorentina Steak olacak. Bütçesi minik olanlar yemese de olur elbette ama yok benim param var ve burnumdan çıkana kadar doymak istiyorum diyorsanız mutlaka denemeniz gerekir. Tatlı deyince de tabii ki herkesin aklına İtalyan mutfağının şaheseri Tiramisu geliyor. Türkiye’de yediğimiz Tiramisular genelde labne peynirinden yapılmış oluyor ancak esasında mascarpone peynirinden yapıldığı için tat farkını hemen anlayacaksınızdır. Ve cidden o hali mükemmel. Yani mutlaka onu da deneyin.

Ne İçilir?

İtalya ve içecek deyince aklımıza bir alkollü bir de alkolsüz iki şey geliyor.

Alkolsüz olanı kahve. Espresso ve espresso bazlı diğer kahveler (Latte, Cappuccino, Macchiato, Americano, …). Kötü kahveci bulmak sanırım imkansız. Bir kahve aşığı olarak her yerde iyi kahve bulabileceğinizi söyleyebilirim.

Alkollü seçenek ise tahmin ettiğiniz gibi şarap. Şaraptan çok anlayan biri değilimdir, bu konuda benim dışımda bu işin gurusu olan insanların fikrini almanız daha sağlıklı olacaktır. Ancak ben Chianti’yi beğendiğimi minik bir not olarak ekleyeyim. Sonra beğenmezseniz dediğim gibi bu konuda uzman değilim ve sorumluluk kabul etmiyorum.

Nerede Oturulur?

Bu konuya girmeden önce bir restoran türü önerisinde bulunmak istiyorum. Nedir?

Trattoria: Genelde bir aile tarafından işletilen, geleneksel yöntemler kullanılarak üretilen, ev yapımı yiyeceklerin satıldığı küçük restoran.

Bu minik bilgiyi verdikten sonra yemeklerinizi buralarda çok lezzetli şekilde yiyebileceğinizi söyleyeyim.

Bir de Trattoria önerisi: Biraz bir araştırma yapıp İtalya’ya varana kadar tavsiyelerini okuyup memnun kaldığım insanların önerisi olan bir yere gittim ve çok beğendim. Ben de tavsiye edebilirim; Trattoria Nerome.

Pizza için benim önerim Gusta Pizza. Ancak burada yemek saatlerinde çılgınlar gibi sıra oluyor. Fiyatları aşırı uygun ve aşırı turistik bir mekan olduğunu belirttikten sonra konumu için de Palazzo Pitti’ye yakın bir yerlerde diye hiç açıklayıcı olmayan bir bilgi de vereyim.

Gezilip Görülmesi Gereken Yerler:

Başlamadan önce şehrin tamamının müze olduğunu benim sadece belli başlı birkaç noktaya değineceğimi çünkü bu listenin asla bitmeyeceğini sizin her ara sokağa girerek keşfetmeniz gerektiğini söyleyeyim.

Galleria Del’ Accademia: Michelengelo’nun Davut’unu görmek için gitmeniz gereken yer işte burası. Davut’a sadece bakmakla yetinin çünkü fotoğrafını çekmek yasak. Eğer illa bir fotoğraf istiyorsanız Piazza della Signoria’ya bir uğrayın, ileride anlatıcam. 🙂 Okumaya devam.

Museo Leonardo da Vinci: Ya da Türkçe adıyla Leonardo da Vinci Müzesi. Da Vinci’nin makine tasarımlarını ahşaptan üretip sergileyen ve deneyimleme fırsatı tanıyan müze. İlgisi merakı olanlar bir bakabilir belki.

Cattedrale di Santa Maria del Fiore: Kendisi Duomo diye de bilinir Floransa Katedrali diye de. Duomo zaten İtalyanca’da katedral anlamındadır. Şehrin en devasa yapıtı olarak her yerden gözükmeyi başaran bir katedral. Ayrıca katedralin yanında bir de dev çan kulesi var ki tepesine çıkmak bedava. Belki değerlendirmek istersiniz.

San Giovanni Vaftizhanesi: Bu vaftizhanenin bir kapısı baya önemli. Neden? Çünkü bu tamamen altın kaplama olan kapı Lorenzo Gilbert tarafından kabartma yöntemi ile yapılmış bir gerçek şaheser. Ancak orijinali müzede sergileniyor şu an yerinde var olan kapı bir replika. Gilbert, Eski Ahit’ten konu aldığı sahneleri 10 panel üzerine 3 boyutlu olarak 25 yılda işlemiş.

Piazza della Repubblica: İçinde tatlış mı tatlış büyük bir atlı karınca olan meydan. Akşamları renkli bir ortamı olduğuna tanıklık ettim.

Dante’s House: Dante meraklıları, İlahi Komedya okurları Dante’nin yaşadığı yere bir bakmadan geçmeyin.

Piazza della Signoria: Palazzo Vecchio’nun bulunduğu meydan. Ama öyle bildiğiniz meydanlardan değil. Sanat dolu heykel dolu bir meydan. Bu arada Temsili Davut Heykeli de bu meydanda bulunuyor. Gerçeğini görüp de fotoğrafını çekememiştiniz, işte burada insanlardan sıra gelirse çekebilirsiniz.

Galleria Degli Uffizi: Leonardo, Michelengelo, Raffaello, Botticelli gibi birçok sanatçının önemli eserlerinin bulunduğu Stendhal Sendromuna sebep olan müze.

“Stendhal Sendromu ne İpek?!” dediğinizi duyar gibiyim. Aşırı sanata maruz kalma sonucunda büyülenip bayılmak desem sanırım yanlış açıklamış olmam. Siz siz olun kendinize mukayyet olun.

Ponte Vecchio: Şimdi nehrin karşı tarafına geçmek zamanı. Bir yapı sizin de ilginizi çekmiş olmalı. Köprü gibi. Ama köprü desem değil. Ama yok yok bu köprü. Ne değişik köprü be bu böyle! Hah işte içinde küçük küçük dükkanlar olan o köprünün adı bu. Palazzo Vecchio ile Palazzo Pitti’yi birbirine bağlıyor. Şimdi bu köprüden karşıya geçip Palazzo Pitti’ye gitme zamanı.

Palazzo Pitti: İçinde yok o gallery yok bu gallery gibi birçok bölümü barındıran Medici’lerin yazlık sarayı. Çok ahım şahım bir saray değil ancak içinden ilginizi çeken galerilere girebilirsiniz gibi geldi bana.

Piazza Michelengelo: Sıradaki durak şehrin tepesinde. Şehrin sokaklarında gezdik, meydanlarına müzelerine girdik, büyülendik, aşık olduk derken son dokunuşu yapmaya gidiyoruz şimdi. Biraz uzun bir tırmanış sizi bekliyor. Ama inanın değiyor. Eğer sıcak bir havada gidiyorsanız yanınıza küçük bir şişe su almayı unutmayın. tırmanırken ihtiyacınız olabilir. Ama benim tavsiyem gün batımına yakın saatlerde yani öğleden sonra gitmeniz. Neyse meydana çıkıp şehre tepeden bakıp fotoğraf çekip, çekilip büyülenme işini de geride bırakırsak şimdi biranızı alıp merdivenlere oturup sohbet muhabbet eşliğinde gün batımını izleyebilirsiniz. Hem de bir güzel soluklanmış olursunuz. Akşam üstü çıkmanızı tavsiye etme sebebim de güzel bir gün batımı manzarasına sahip olması. Gökyüzünün renkten renge olan geçişleri cidden çok güzel.

Benim görevim bu noktada bitiyor. Kalanını kendiniz keşfetmelisiniz.

İyi eğlenceler. 🙂

Bu blogun ödev amaçlı bir blog olduğunu hatırlatıp daha çok şehir hakkında bilgi edinmek için ziyaret etmeniz gereken bloga buradan gidebileceğinizi hatırlatayım. Instagram'dan da takip etmeyi unutmayın. 🙂

Yorumlar

Popüler Yayınlar