KANALLAR ARASINDA AMSTERDAM GÜNLÜĞÜ
Bir takım problemlerden dolayı en zor geçeceğini düşündüğüm yerdi Amsterdam önce ama sonra gayette güzel geçti. Tek bir detay hariç, Hastalık başlangıcına sebep olan sonra da seyahatim sırasında 3 gün ateşler içinde yatmama sebep olacak olan soğuğu. Hadi bakalım Amsterdam'da neler görmüşün, neler yaşamışım, neler öğrenmişim...
Amsterdam Pahalı mı?
Amsterdam Pahalı mı?
Aşırı pahalı. Belki de tüm seyahatimin en pahalı şehirlerinden biri. Diğerleri de Berlin, Paris ve Barselona'ydı zaten ama maddi anlamda beni en çok zorlayan yer Amsterdam’dı. Çünkü konaklamalar diğer hepsinden daha pahalıydı.
İletişim Kurmak Kolay mı? İnsanların Yaklaşımı Nasıl?
Herkes ama herkes aşırı derecede iyi İngilizce biliyor. Zaten Hollandaca (Felemenkçe diye çeviriyoruz genelde Türkçeye ama Hollandalı bir arkadaştan öğrendiğime göre Belçika’da konuşulan dil Felemenkçe olup Hollandacaya benzese de farklı dillermiş.) ortaya karışık bir dil. Genelde insanlar birkaç dili anlayabiliyorlar (konuşamasalar dahi). İngilizce bunlardan biri, üstelik herkes iyi derecede İngilizce biliyor ama isterseniz derdinizi Felemenkçe veya Almanca veya Fransızca olarak da anlatabilirsiniz. Size kalmış.
Konaklamayı Ne Yaparsınız Bilmem.
Daha önce de belirttiğim gibi konaklama işi Amsterdam’da çok pahalı. O yüzden benim tavsiyem mümkün olduğu kadar erken bir tarihte ayarlamaya çalışmanız. Geçe kalırsanız dona kalırsınız benden söylemesi. Bana olduğu gibi. Airbnb’den oda bulurum ben, ucuza kalırım diyorsanız o da ucuz değil. Ben Amsterdam’da 2 gece geçirdim. İlk gece Couchsurfing ile konakladım. Hatta bana hostluk yapan kişi beni tren istasyonundan aldı bide sağ olsun yemek ısmarladı. Ancak ertesi gece herhangi bir şekilde konaklamadım. “Nasıl yani?” diye sordunuz değil mi? Şöyle oldu Instagram’dan takip edenler bilirler, o gün sabaha kadar Amsterdam sokaklarında yürüdüm. Türkçe bilmeyen Türk arkadaşla tanıştım ve kalacak yerim yoktu, sabaha kadar benimle vakit geçirecek birini arıyordum ya da zaten sabaha kadar açık bir yerler bulmayı düşünecektim. O da sağ olsun beni yalnız bırakmadı ve sabaha kadar yürüdük. Sabaha karşı 5 gibi falan ayrıldık, çok yorulmuştuk ve ben çok üşümüştüm. Gara gittim, lockerdan eşyalarımı aldım, matımı yere koyup kuytu bir yerde hem ısınmaya hem de dinlenmeye çalıştım. O giremiyordu gara herhangi bir bileti olmadığı için. Ancak benim de trenime az kalmıştı zaten. O yüzden son bir buçuk saatimi garda ısınmaya ve dinlenmeye çalışarak geçirdim. Fakat gece de çok eğlenceliydi. konaklama konusunda sorun yaşamama değdi mi? Değdi. Fakat o gece hava çok soğuk olduğu için daha sonra hasta olmama sebep oldu.
Böyle maceralar deneyimlemek istemezseniz (ki istemezseniz anlarım ama bu da güzel) elbette benden daha planlı olmanız gerekiyor.
Ulaşım Olanakları ve Amsterdam’a Yakın Gitmişken Uğrasanız Güzel Olacak Köyler:
Şehirde metro tramvay otobüs ne ararsanız var. Rahat olun. Ama kanalların arasında niye yürümeyesiniz? Ya da belki bisiklet kiralayıp kendinizi bir Amsterdamlı gibi hissedebilirsiniz.
Amsterdam’da 3 günden fazla kalacaksanız kesin ama kesin yapmanız gereken bir rota var. Çevre köyler! 1 günün yeteceği ve açıkçası da yetmesi gereken bir rota bu. Tarih, gelenek ve peynir rotası olarak da adlandırabiliriz. Köylerin ismini ve 3 favori köyümü yazacağım. Ama ondan önce: Eğer günlerin uzun olduğu yaz aylarında gidiyorsanız ve biraz zorlarsanız 5 köyü de sığdırabilirsiniz ama iyi bir araştırmayla hangileri size hitap ediyor onu bulmak ve 2 ya da 3 köyde bırakmak daha mantıklı ve geldim, gördüm, gittim mantığından uzak geldim, yaşadım, eğlendim mantığına daha yakın olacaktır. Kış günlerinde ise yakınlığa bağlı olarak maksimum 2 köyde bırakmanızı tavsiye ediyorum.
Bu köylere nasıl gidiliyor? Açıkçası Amsterdam’da ulaşım kartı olayı azıcık karışık. 5 çeşit falan opsiyon var. Ne kadar kalacaksınız, ne kadar gezeceksiniz, ne yapacaksınız ona göre bir şey seçmeniz gerek. Eğer köylere gitmeyecekseniz belki ulaşım kartına ihtiyaç bile duymazsınız. Ve şehir içinde toplu taşıma kullanmayı düşünmüyorsanız, bisiklet veya yürümek gibi seçenekleri değerlendirmeyi düşünüyorsanız ulaşım kartı kardan çok zarar olabilir.
Gelelim köylere: Amsterdam’a yakınlık sırası ile; Zaandam, Zaanse Schans, Edam, Volendam, Marken.
Zaandam, Merkez Tren İstasyonundan bineceğiniz trenle sadece 10 dk mesafede. Zaanse Schans ise Zaandam’a 5 dk mesafede. Bence bu ikisini tek köy gibi düşünebilirsiniz. Zaandam’dan geldim, gördüm, gidiyorum mantığı ile geçip Zaanse Schans’ta biraz gezip tozup Edam’a geçebilirsiniz. Edam’a direkt otobüs var zaten. Ama sanırım kış aylarında direkt otobüs yokmuş, bu bilgiden çok emin değilim, Zaandam’dan tren + otobüs gibi bir rota ile Edam’a varılıyormuş. Belki de ilk durağınız Edam olmalı. Çünkü Zaanse Schans ve Zaandam zaten yakın ve ulaşım çok rahat. Edam’a varabilirseniz ondan sonrası da kolay. Volendam baya popüler bir köy ve Edam’a çok yakın, otobüs ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Marken de Volendam’dan geçebileceğiniz bir köy ve yakın. Yine otobüsle ulaşım sağlamak kolay.
Şimdi buraya kadar karmaşık olan kısım bitti. Ben size kendi tavsiyemi vereyim. Doya doya yorulmadan, koşturmadan gezmek isteyenlere. Maksimum 3 köy demiştim, tavsiyeleri de bu bağlamda vereceğim. Ancak dediğim gibi zorlarsanız belki 5’i de sığar. Hediyelik eşya ve hatıralar ve peynir için de doğru noktalar olduğunu düşündüğüm noktalar. İlk olarak Edam ve Volendam’a gidip günün yarısını o iki köyde geçirip Edam’dan meşhur bal mumu kaplamalı Edam Peyniri alıp ya da yeyip; Volendam’da fotoğraflar çekip, çekilip hediyelikleri cukkaya doldurup Zaandam’a dönüp eğer hala yarım gününüz varsa Zaanse Schans’a gidip fotoğraflı anı biriktirme kısmına orada da devam edip Amsterdam’a dönmek. Ama yarım günden az vaktiniz varsa Zaandam’da da vakit geçirebilirsiniz. Zaandam’a bir, bir buçuk saat; Zaanse Schans’a iki saat gibi bir zaman dilimi yetecektir. Aklınızda bulunsun. Edam ve Volendam için her birine de içinde kahve molalı maksimum ikişer saat yetecektir.
Ne Giyilir?
Ağustos’un ikinci haftasında buz gibi bir havada, bol bol yağmurda dondum diyorum. Siz anlayın kalanını. O kadar çok yağmur yağdı ki yağmurluk artı şemsiyeye rağmen baya baya ıslandım. Havanın da günün sen sıcak saatinde 9 dereceyi geçmemesi sonucunda dondum. Yaz ortasında hava böyleyse kalanını siz düşünün demekten öteye gidemiyorum. Gitmeden önce hava durumuna mutlaka bakıp ona göre yanınıza uygun kıyafeti almayın unutmayın. Aslında bunu sadece Amsterdam için değil tüm seyahatleriniz için yapmanız sizin faydanıza olacaktır.
Benim gittiğim tarihlerde yumurtaları mı bozukmuş, bir şeymiş. Zehirlenme mevzuları falan olmuş. Tüm yumurtaları toplatmışlar mı neydi. Yani yumurta ve yumurtalı şeyler yenemiyordu gibi bir şey. Doğal olarak içinde yumurta olan hiçbir şey yenemiyordu ve yiyecek konusu baya zora girmişti. Ancak fastfood sağ olsun. Bide külahta sattıkları dev boyutlu patates kızartmaları kalp kalp kalp. Cidden lezzetli ve sağlıksız alternatif yiyecekler arıyorsanız en mükemmellerini söylüyorum. Okumaya devam!
Ne Yenir?
FEBO, nam-ı diğer Fastfood Otomatı. En güzel yemek opsiyonu benim için bu gibiydi. Parayı veriyorsun, yiyeceğini seçiyorsun ve hoop elinde! Hem basit hem her yerde var hem de lezzetli. Tabii buradan aldığınız hamburgerin lezzeti ile gidip Amsterdam’ın en gurme restoranında yediğiniz hamburgerin lezzeti ile aynı değil. Aslında bunu açıklamaya gerek bile yoktur ama sonra “Iıy buna mı lezzetli diyorsun sen!” diyecek olanlara baştan cevabımı vereyim. Az parayla çok iş yaptım. Yazılarımı da bu perspektiften yazıyorum.
Hazır Hollanda’ya kadar gitmişken her fırsatta peynir deneyin, mesela Gouda Peyniri alın, süt ürünleri genel olarak baya iyi. Aklınızda bulunsun.
Ne İçilir?
Alkollü ve alkolsüz içecekler olarak ikiye ayıralım. Eğer alkollü bir şey içmek istiyorsanız Heineken Amsterdam'ın yerel birası. Fabrikasını ziyaret edebilir ve birçok noktada deneyebilirsiniz. Yok ben alkol almayayım diyorsanız güzel kahvecileri keşfetmeyi unutmayın!
Nerede Oturulur?
TED’S, burayı herkes size söylemez, bu iyiliğimi unutmayın! Güne iyi başlamak ve güzel bir kahvaltı için ideal olabilir. Yazın siz. Ben sevdim.
Avokadolu dükkan, ya kimse kusura bakmasın da ismini hatırlayamadım. Avokado ile aramdaki mesafe ilişkiden kaynaklı tabii. Buradaki her şey Avokadolu. Avokado sevenler gidip denemek isteyebilirler. Ben girmedim elbette. Neden? Çünkü sevmiyorum.
Gezilip Görülmesi Gereken Yerler:
Red Light District: Kırmızı Fener Mahallesi’ni duymayan kimseyi tanımıyorum, bilmiyorum. Mahalle içerisinde bulunan genelevleriyle ünlü ama bölge sadece genelevlerden oluşmuyor arkadaşlar. Elbette camda sizi tavlamaya çalışan kadınlar göreceksiniz. Bu arada sakın hayat kadınlarının fotoğraflarını çekmeye çalışmayın. Hem yasak hem de hoş değil. İşini yapan insanları rahatsız etmeyin. Öte yandan bu mahalle son derece eski bir yerleşim yeri Amsterdam’da. Mesela Amsterdam’ın en eski kiliselerinden biri olan Oude Kerk burada. Genelev ve hayat kadını sözünü duyunca kimsenin gözü korkmasın, son derece turistik ve güvenli bir bölge olduğunu söyleyebilirim. Rahat rahat dolaşabilirsiniz. Hayat kadınlarıyla ilgili bir minik detay bilgi daha, vitrinde kırmızı ışık yananlar kadın, mavi ışık yananlar ise transseksüel kadınlar. Casso Rosso mevzusuna da değinelim, eğer seks sizin için tabuysa bu kısmı okumayın bile. Tabu değil ama tabuya yakın bir şeyse yine okumayın. Çünkü Casso Rosso kanlı canlı seks şova verilen isim. Akşam saatlerinde başlayıp sabaha karşı gece geç saatlerde son buluyor.
Erotic Museum: Konuya Red Light’tan girince müze mevzusuna geçiş aşaması olarak kullanıyorum bunu. Gerekli bir müze mi? Hayır. Seks üzerinden para kazanmanın kötü yolu. Kötü derken yani kaliteli değil, yapmış olmak için yapmışlar. İçeride komik içerik mevcut. Ama çok erotik bir şeyler istiyorsanız Red Light District’te biraz daha uzun vakit geçirebilirsiniz. Paranızı boş şeylere harcamayın.
Dam Square: Amsterdam’ın tam orta yeri gibi bir şey. Görmeden gelmeyin derdim ama zaten görürsünüz. Ben Amsterdam’dayken yolda altyapı çalışması vardı, her yer kazılmıştı. Türkiye’de bitmeyen bir durum olduğu için alışığım aslında böyle şeylere ama bir turist için hiç hoş bir şey değil anlarsınız ki. İki fotoğraf çekip anılarla döneceğiz ne de olsa. Neyse, meydanda Amsterdam Kraliyet Sarayı, Madame Tussaud’s Müzesi, National Monument ve Nieuwe Kerk var. Dört köşesi görecek bir şey olan bir meydan yani.
Rijksmuseum: Hollanda’nın en büyük tarih, sanat müzesi. Baya da iyi hani. Meraklıları buraya. I amsterdam yazısı görmek isteyenler buraya. Şehirde sanırım 4 tane var (belki daha fazla, bilmiyorum). En popülerlerinden biri burada.
Stedelijk Museum: Amsterdam’ın modern sanat müzesi. Meraklılarına belirtelim.
Van Gogh Museum: Müzenin var oluş amacı isminde açıkça belirtilmiştir. Van Gogh eserlerini bide kanlı canlı orijinal görelim diyenlere de burası gerekiyor. Amsterdam’dan bu kadar sanat bekler miydiniz bilmiyorum ama önemli bir kültür sanat merkezi olduğu çok açık.
Anne Frank House: Anne Frank’i bilmeyen yoktur. İkinci Dünya Savaşında, Nazi işgali sırasında Nazilerden saklandığı yerde bir günlük yazan küçük Yahudi kız. Onun günlüğünün derin etkisi yıllar sonra bile hala okuyan herkesi derinden etkiliyor. Evi siz düşünün.
Rembrandt House: Rembrandt’in eserlerini görebileceğiniz evi. Meraklıları için böyle bir şeyin varlığını da söylemeden es geçmeyeyim.
Heineken Experience: Heineken Biralarının fabrikasına hoş geldiniz. Bir bira nasıl yapılıyor görebilir bide ücretsiz bira içebilirsiniz. Ancak ücretsiz derken içeriye giriş ücretli. Yanlış anlaşılmasın. Bence buraya vereceğiniz parayla bir barda oturup sosyalleşin ve biranızı orada için.
Amsterdam çok farklı bir şehir deneyimi sunuyor turistlere bu çok açık. Hem tarih hem sanat hem de eğlence turizmi açısından çok elverişli bir şehir. Başkalarından Amsterdam ile ilgili dinledikleriniz ya çok sığ ya da çok abartılı gelecektir büyük ihtimalle. Deneyimleyin! Ölmeden önce görmek istediğiniz yerler listesinde mutlaka olmalı.
Amsterdam hakkında daha detaylı bilgi için diğer blogumu da ziyaret edebilirisiniz. Beni Instagramdan takip edebilirsiniz.
Seyahat özgürleştirir, özgür kalın!



Yorumlar
Yorum Gönder